Mevlana’nın Oğlu Bahaaddin Veled’den



Dinle hele!
]

Bir adamın uyurken ağzı açık kalmıştı. Ağzına bir yılan girdi, uyanmadı bile.

Bir atlı bunu gördü, ne yapmak gerektiğini düşünmeye başladı.

Ona bunu duyurursam, dedi, ödü patlayıverir.

Elinden de birşey gelmez, hiçbir şeyin farkına varmaz, bir duvar gibi yıkılır gider.

İyisi mi ona haber vermeden, yılanı çıkaracak bir yol bulayım karnından.

Şöyle yapmayı uygun gördü: Onu zorlayayım, döveyim, dedi, acı dağ meyvelerinden ona çok çok yedireyim.

Sonra da onu dört bir yana koşturmaya, ırmağın bulanık suyundan bol bol içirmeye karar verdi.

Böylece kusmasını, yılanın da bu şekilde karnından çıkmasını istedi.

Kılıcını çekip yanına koştu adamın, uyandırıp zorladı, yerden yere vurup koşturmaya başladı.

Biçare adam gözlerini fal taşı gibi açmış, eyvahlar olsun demeye başlamıştı. Ne diye beni yerden yere top gibi vurup yuvarlıyorsun, diyordu.

Önüme ardıma vuruyorsun, senin yüzünden başım da yara içinde kaldı, ayağım da.

Ben sana ne yaptım da bana böylesine işkence ediyorsun? Ben de senin gibi müslüman değil miyim? Sen Allah’tan korkmaz mısın?

Ne kadar merhametsizsin! Nasıl adamsın sen, suçsuz kanıma giriyorsun?

Acıma yok sende, iman da. Gücün var ama imanın yok! Lanet olasıca adam! diye bar bar bağırıyordu.

Atlı ise, sus, herze yeme, ne dersem onu yap, hadi! demedeydi.

Hadi, hemen şu meyveleri ye. Hem eriği, hem elmayı, hem de armudu ye.

Ye bunları, diye kılıcıyla dürtüyor, acı da olsa ye, diyordu, tatlı da olsa ye!

Böylece bir hayli meyve yedirdi adama, sonra da rahat rahat bırakmadı onu.

Hadi bakalım koş şimdi, yukarı aşağı, haber çavuşu gibi yel yöpür , diyordu, adamı dövüyordu.

Birazcık dinlenmeye, sersemliğinden kurtulup kendine gelmeye bırakmıyordu onu.

Adam bir hayli koştuktan sonra ansızın içi bulanmaya başladı.

Kusarken, yediği meyvelerle beraber yılan da karnından çıktı, o yana bu yana kıvrılmaya başladı.

Hiçbir şeyden habersiz adam aydı yılanı görünce, aklı başına geldi.

Atlıya döndü minnetle, Allah’a şükürler olsun ki, dedi, sana rastgeldim .

Sen olmasaydın bu yılan beni helâk eder, sokar öldürürdü.

Sen bir veli kul musun, beni tuttun, perişan olmaktan çekip çıkardın?

Ne büyük ders verdin bana, bunu anam-babam bile yapmadı.

Onlar bana beden varlığı verdi. Ama dünya geçip gidici zaten.

Yılan içinizdeki nefistir. Mürşid onu meydana çıkarsa ödünüz patlar, korkunçluğundan helâk olur gidersiniz.

Nefsin kötülüğünü size dille söylese, sizde can kalmaz.

Korkudan eliniz ayağınız birbirine dolaşır, aklınız da gider canınız da.

Kaçıp kurtulacak yer bulamazsınız, uçup göğe de çıkamazsınız.

Daha uygundur da, o yüzden mürşid bunu gizler sizden, dile getirip söylemez size.

Kendinizden hepten ümidi kesmeyin, ay gibi o güneşin ışığıyla parıldayın ister.

Hakikati böyle görür de, nefsinizi zorlar, çeker çekiştirir. Böyle büyük bir düşmandan sizi kurtarmak için öldürür onu.

Nefis ateştir, mürşid ise Allah’ın nuru.

Ey gerçeği arayan kişi! Ateş, nurla hükmünü kaybeder, söner gider.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s